06 Kasım 2009 Cuma

ÜÇ MAYMUN

Fotoğraf: Roxanne LOWIT
Yazı: Özgür ATAK
Linda Evangelista, Naomi Campbell, Christy Turlington… Fashion Group Party, Plaza Hotel, NYC. 1989. Söylemez, duymaz ve görmez….

Bir defilenin kulis çekimlerinde Roxanne Lowit bu üç güzel kadını bir arada bulmuşken fotoğraflamak ister. Fotoğraftan kaçarmış gibi pozlar vermeleriyle ünlü modelleri taklit etmek adına böyle üçlü bir poz verir adı geçen modeller.


Farkında olmadan başka bir gerçeğe daha işaret ederler. Pop ikonu haline getirilen insanlar görmez, duymaz ve söylemezler… Onlar sadece abartılmış güzellikten ibarettir, ulaşılmazlardır ve onların dünyasında acı, kan, göz yaşı, fakirlik, açlık yoktur. Vardır belki ama görmezler, duymazlar. Görüp duysalar da söylemezler. Yalnızca boyanırlar, gülerler, isterler ve istetirler…

04 Kasım 2009 Çarşamba

İKON DEDİĞİN...


Fotoğraf: George ZIMBEL

Yazı: Özgür ATAK


9 Eylül 1954 te The Seven Year Itch adlı filmin sokaktaki sahnelerinin çekiminde gerçek adı Norma Jeane Mortenson olan Marilyn Monroe New York metrosunun ızgarasının üstünde duruyor. George Zimbel ise bir kalecinin serbest vuruşta iyi yer tutarak topu kapması gibi, bu freekick’i yakalıyor. Bazı yorumcular onun bu karesini ressam Boticelli’nin Venüs’un okyanustan gelişini/doğuşunu gösterdiği resmindeki Venüs’e benzetir. Marilyn’in pozu taze ve baştan çıkarıcıdır. Havalanan beyaz eteği, çekici gülüşü, kıvrak hareketleri… Baştan çıkarıcılık iki taraflıdır. İlk olarak etrafında dönüp duran fotoğraf makineleri ve kameralar O’nu baştan çıkarmıştır. Aynı zamanda Marilyn fotoğrafçıları ve diğer tüm set ekibini…

Bu fotoğraf karesi sayesinde hiçbir reklamcının yapamayacağını yapıyordu Monroe ve filmin büyük bir gişe başarısı yakalamasına sağlıyordu.

Bu kıyafet, 20th Centry Fox şirketinin kostüm tasarımcısı William Travilla tarafından hazırlanmıştı ve bu fotoğrafla adeta bir sembole dönüştü. Fakat kocası Joe Di Maggio’yu çileden çıkardı. Nihayetinde boşandılar.

Monroe daha sonra oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi ve bu onun üçüncü evliliğiydi. Birçok kişisel sorundan sonra 1962 yılında beklenmedik bir şekilde intihar ederek öldü. Ölümünün ardından bu efsane kareyi oluşturan en önemli aksesuar olan elbise Travilla tarafından saklanıyordu. Travilla’nın da 1990 yılında ölümünün ardından partneri Bill Sarris, geliri Alzheimer Derneği'ne bağışlanmak üzere 3 000 000 $’a sattı.
Bazen bir fotoğraf sadece kağıda değil, tarihe kazınır...

30 Ekim 2009 Cuma

PROFESÖR, KAÇ YAŞINIZDASINIZ ???


Fotoğraf: Arthur SASSE

Yazı: Özgür ATAK


14 Mart 1951’de Princeton Club o gece Einstein’ın yetmiş ikinci doğum günü partisine ev sahipliği yapıyordu. ABD’nin dört bir yanında oraya gelen fotoğrafçılar profesörün en çarpıcı fotoğrafını yakalamaya çalışıyordu.


Gecenin sonunda Dr Frank Aydelotte ve eşi Einstein’ı evine bırakmak için 112 Mercer caddesine yöneldiler. Yolculuğun sonunda arabanın kapısı açıldığında orada bulunan fotoğrafçılardan UPI muhabiri Arthur Sasse Einstein’ın kameraya gülen bir karesini çekmek için çaba sarf ediyordu. “Foto!” diye bağırdı ve Einsten dilini çıkarıp o meşhur ikonik pozunu verdi.


Dokuz kopyası yapılan bu kare ilk olarak Uluslararası Fotoğraf Ağı’nda yayınlandı. Orijinal karede Dr. Aydelotte ve eşinin de yüzleri görünüyordu fakat bu Einstein tarafından croplandı. Bu kare belki de kişinin yetmişikinci yaşını dahi kutluyor olsa aslında nasıl da çocuk olabildiğini gösteren en güzel örneklerden biridir. Belki de "izafiyet" buydu. Belki de Einstein bu çocuksu haliyle sürekli merak içinde oldu ve onca bilimsel araştırmaya katılıp buluşlara imza attı.

'68 RUHU


Fotoğraf: Bilen varsa söylesin.

Yazı: Özgür ATAK


1968 olimpiyatlarında 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos'un siyah deri eldivenli yumrukları havada…

Birinci gelen Tommie Smith ve 3. John Carlos siyahların selamını böyle veriyorlardı, ödül kürsüsünden. Siyahların fakirliğini anlatabilmek için ayakkabılarını çıkarıp siyah çorapla kürsüye çıktılar. Carlos’un boynundaysa linç edilen siyahların anısına beyaz bir kolye vardı. Ve eldivenli elleriyle yumruk, siyahların çığlığını anlatıyordu. 1968 Meksika olimpiyatlarında aldıkları birincilikle o yıllar ABD’de ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği, ikinci sınıf vatandaşlığı protesto ediyorlardı. İkinci gelen atlet Avustralyalı Peter Norman ise eşofmanının göğsünde İnsan Hakları için Olimpik Proje’nin rozetini taşıyordu. Smith ve Carlos kürsüde bir eylem planladıklarını ona söylediklerinde siyah eldivenleri de o önermişti.

Aynı stadyumda gökyüzüne bırakılan 6200 güvercin de o senekinin Barış Olimpiyatı olacağını göstermişti. Bu iki asi atlet sayesinde 110 yıllık Olimpiyat tarihinin en politik olanı izlenmiş oldu. Amerikan Olimpiyat komitesi iki atletin kariyerini daha oradayken bitiriverdi. Peter Norman ise ülkesinde adeta bir hain gibi karşılandı. 64 yaşında evinde kalp krizi geçirip öldüğünde cenazesinde beyazlar kadar siyahlar da vardı.

28 Ekim 2009 Çarşamba

HAYATIN İKİ YÜZÜ


Fotoğraf: Oscar Gustave REJLANDER

Yazı: Özgür ATAK


İsveç’te doğan, kariyerine ressam ve portre çizimcisi olarak başlayan Oscar Gustave Rejlander İtalya’da sürdürdüğü fotoğraf çalışmalarından sonra bir süre için Fax Talbot’un asistanı oldu. Sembolik, alegorik, resimsel yönü ağır basan ve Rönesans etkisini barındıran fotoğraflar üreten sanatçının bu bağlamda belki de en önemli çalışması Raphael’in Atina Okulu’na gönderme yaptığı Hayatın İki Yüzü’dür.

Tam otuz iki adet negatifi, karanlık odada birleştirerek oluşturduğu bu karede Rejlander, iyi ile kötü arasındaki farkı anlatıyor. Fotoğrafta görünen her bir nesne, kişi bir ifadeyi, anlatımı simgeliyor.

Sahnelenen öykü oldukça çarpıcı. Yaşlı bir bilge iki genç adama hayatı anlatıyor. Bir tarafta içki, kumar, şehvet ve giderek yozlaşma, çıldırma… Diğer tarafta ise emeğiyle, geçinebildiği kadar ama onurlu bir biçimde yaşayan insanlar…

Ortadaki yarı örtülü kadın, yaşadığı hayattan pişman ve karenin sağ tarafına geçmeye çalışan birisi ve utancından yüzünü örtüyor.

Kötüler "solda”, iyiler ise“sağda”. Çıplakların hepsi kadın. Ayrıca iyilerin tarafında erkek aslan, kötülerin tarafında dişi aslan duruyor. Safahatın olduğu tarafın sütunları sarmaşıklarla kaplı. Çalışanlar, üretenler sadece erkekler…

Rejlander bu çalışmasını kırık dökük bir kamerayla ve Ross lens ile altı haftada oluşturmuştu. Aslında son derece büyük bir stüdyoya ve o dönem çok az bulunan aletlere sahipti. Dönemin teknolojik şartları düşünüldüğünde teknik ustalığın öne çıktığını görüyoruz. Öyle ki stüdyoda beslediği kedisinin gözlerini ne kadar kıstığına bakarak ortamdaki ışığı anlıyor ve makinesini buna göre pozluyordu.

Boyutları 41 x 79 cm olan bu fotoğrafın baskısı için oldukça geniş bir alan gerekiyordu. Bu nedenle iki parça olarak basıldı ve sadece beş kopya üretildi. Birini Kraliçe Victoria Prens Albert’e hediye etti. İkincisi Birmingham Fotoğraf Cemiyeti’nde sergileniyor. Üçüncüsünü İskoç fizikçi Sir David Brewster satın almış. Dördüncüsü 1925 yılında Kraliyet Fotoğraf Cemiyeti’ne satılmış. Beşincisini ise Streatham’da adı bilinmeyen biri satın almış.

Fotoğraf ilk kez 1857’de Manchester Sanat Hazineleri Sergisinde gösterildiğinde dönemin önde gelen sanatçıları ve eleştirmenleri arasında derin bir tartışma yarattı. Fakat ne yazık ki Kraliçe Victoria bu fotoğrafı satın aldıktan sonra. Böylelikle Londra Kraliyet Fotoğraf Cemiyeti kendisine birçok unvan ve ödül verdi.

Kuşkusuz eğlenceye din merkezli bakışı ve kötü yönleri öne çıkarması, erdemi sefaletle ve erkeklikle özdeşleştirmesi nedeniyle sorunlu bir anlatımı olsa da dönemin sanat anlayışına yaptığı alegorik, sembolik anlatım katkıları nedeniyle önemli bir çalışma. Ayrıca günümüzde dijital teknolojinin yaygınlaşmasıyla fotoğraf manüplasyonunun kaçınılmaz şekilde hayatımıza girdiği yönündeki saçma anlayışa karşı iyi bir örnek. 1857 yılında 32 negatifin birleştirilmesi bu gün bile yapılması zor bir iş fakat bu sayede manüplasyonun değil, fotoğrafın ne amaçla üretilip kullanıldığının önemli olduğunu görüyoruz.

22 Ekim 2009 Perşembe

ÇIPLAK BİBERLER





Fotoğraflar: Edward WESTON
Yazı: Özgür ATAK

Edward Weston, yalın anlatımıyla fotoğraf tarihinde son derece özgün bir yere sahip. Sanatsal fotoğrafları adeta bir ressam inceliğiyle çeken Weston sadelik kavramını özellikle kariyerinin son yıllarında doruk noktasına ulaştırmıştı. Weston’un karelerindeki asıl nesneler/ konular çoğu zaman mekândan soyutlanmış ve üzerine anlamlar onlarca değişik anlam yüklenebilecek niteliktedir.

İlk sergisini 17 yaşındayken açmasına karşın fotoğraf camiasında kendine yer bulması uzun yıllar sonra 1946 yılında olmuştu.

Bir fotoğrafçıyı ortaya çıkaran en büyük özellik kuşkusuz ne gördüğü değil nasıl baktığıdır. Edward Weston da uzun süre, nesnelere yönelttiği farklı bakışıyla içinde sevişen insanları, çıplak yatan kadınları gördüğü dolmalık biberleri biraz da ışığa hükmederek fotoğrafladı. Şiirsel bir akış, metafor, ironi ve daha bir çok şey…

Weston’un en çok bilinen ve ona özgü kabul edilen çalışmaları 1920 ve 1930 yıllarında gerçekleştirdiği numunesel modern çalışmalarıdır. Bu çalışmaları kendi deyimiyle; Point Lobos adı verilen bölgeye ait kaya parçaları ve selvi ağaçları fotoğraflarında ile deniz kabuğu fotoğraflarında görebiliriz. Ancak Weston’ın çalışmaları, onun artık imzası haline bu tarzın ötesinde de izler taşımaktadır. Weston’ın çalışmalarının kıyasla daha az bilinen portre ve nü örnekleri bu izleri tanımlamaktadır. Weston’ın nü fotoğrafları ve portreleri de, tıpkı kaya fotoğraflarında olduğu gibi ince bir biçimciliğin, iyi düşünülmüş kompozisyonların izlerini taşımaktadır.

1923 yılında Weston Meksika’ya taşındığında, doğrudan fotoğraf anlayışıyla ilk üretimlerine de başlamıştı. Burada ilk ciddi çalışmalarını yapmıştır. Bu dönemde Tina Modotti onun hem modeli hem de asistanı olmuştu. Tabiî daha sonra karısını terk etmesine neden olacak tutkulu aşığı…Sınırsız alan derinliğine verdiği önemi daha sonra f64 ismiyle kurduğu fotoğraf topluluğunda da ortaya koymuştur.

14 Eylül 2009 Pazartesi

IWO JIMA'DA YUKSELEN BAYRAK

Fotoğraf: Joe ROSENTHAL

Yazı: Özgür ATAK

Bir başka Rusya'lı Yahudi ailenin çocuğu olan Joseph Rosenthal 23 Şubat 1945 öğle saatlerinde Iwo Jima'ya yaptığı rutin ziyareti sırasında Suribachi dağının tepesine Amerikan bayrağının dikileceğini öğrenince Graflex yapımı Speed Graphic (basın kamerası olarak da bilinir) makinesini kapıp aceleyle askerlerin yanına koşar. O henüz gelmişken askerler bayrağı neredeyse dikmek üzeredirler. O sırada bir diğer grup asker ise daha ufak bir başka bayrağı hazırlar ve onu da diker. Rosenthal iki bayrağı da fotoğraflar ama ikincisinde karar kılar. Ve Amerikan cephesinde, propaganda da kullanılacak bu ikonik fotoğrafı elde eder. Suribachi Dağı`nda, 20 bin kadar Japon ve 6 bin kadar ABD askerinin öldüğü savaş alanında, ABD bayrağını çekmeye çalışan 4 ABD`li deniz piyadesini gösteren bu kare, 1954`te ABD deniz piyadeleri anısında Washington`da inşa edilen anıtta model olarak kullanılmıştı.


Yıllar sonra bir röportajında "Ben fotoğrafı çektim, askerler Iwo Jima'yı aldı." diyecekti. Ve aynı yıl bu fotoğrafıyla Pulitzer ödülü alır. Fotoğraf gazetelerde yayınlandıktan sonra bir anda ünlenen Rosenthal bu karenin bir çok yerde kullanılmasını sağladı. Posta pullarında, ressamların yapacakları resimlerde model olarak, kimi sinema filmlerinde sahne modeli olarak... 1945'in sonunda AP'den ayrılan fotoğrafçı, 35 yıl boyunca San Francisco Günlükleri'nde çalıştı.
Bu kareden yola çıkılarak bir de film çevrildi. Clint Eastwood'un yönetmenliğini yaptığı Atalarımızın Bayrağı.


Bu fotoğraf hakkında da kompozisyonun kurmaca olduğu yönünde şaibeler ortaya atıldı. Yıllarca da tartışıldı. Aslında yine zaferi simgeleyen bir propaganda aracı olarak kullanılan bir kare. Olayın geçtiği tarihe bakacak olursak kavgayı ABD'liler'in başlattığını görebilirz. Fakat ne denilse boş. Amacına başarıyla ulaşmış bir fotoğraf. Galiba önemli olan da bu.

13 Eylül 2009 Pazar

REICHTAG'IN ÜZERİNDE KIZIL BAYRAK

Fotoğraf: Yevgeny KHALDEI
Yazı: Özgür ATAK

Basın fotoğrafçısı olarak 19 yaşında Sovyet Haber Ajansı TASS'ta çalışmaya başlayan fotoğrafçı mesleki hayatında bir çok tarihsel dönüm noktasında fotoğraf makinesiyle hazır bekliyordu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nda çektiği fotoğraflarla dönemin en önemli fotoğrafçılarından biri oldu. TASS'taki görevine 1949 yılına kadar devam eden Khaldei, on yıllık serbest çalışma hayatından sonra 1959'da Pravda'da yeniden işe başlar, ta ki 1970'te emekli olana kadar.

1941-46 yılları arasında aynı zamanda Kızıl Ordu fotoğrafçısı olarak da çalışıyordu. Reichtag'ın üstündeki bayrak fotoğrafı hem dönemin hem de kendisinin en ünlü fotoğrafıdır. 13 Mayıs 1945'te Ogonjok dergisinde yayınlanan bu bu fotoğraf aslında tekrarlanan bir sahnedir.
Sovyet orduları binlerce kayıp vermesine karşın Nazi güçlerini püskürtmeyi başarmış ve Berlin'de büyük ölçüde kontrolü ele geçirmişti. Ve sonunda 30 Nisan'da saat 22.40'ta Reichtag'ın tepesine Sovyet bayrağı dikilir. Fakat ne yazık ki Khaldei orada olmasına rağmen hem durumu son anda yakalaması hem de havanın tamamen karanlık olması nedeniyle bu anı gerektiği şekilde görüntülemeyememişti. Zaten ertesi gün bayrak bir Nazi askeri tarafından indirilir. Nihayet 2 Mayıs günü Georgian Meliton Kantaria isimli askerin yardımıyla kompozisyon yeniden oluşturulur ve fondaki dumanların da etkisiyle daha uygun bir ışık şartında bu tarihi olay yeniden fotoğraflanır.

Fotoğrafçının, hele ki haber peşinde koşan bir fotoğrafçının asıl işinin tarihe tanıklık etmek olduğunu gösteren belki de en önemli olaylardan biridir. Kuşkusuz Khaldei'nin bu kareyi çekmekteki ısrarı, Sovyet propagandasına hizmet etme çabasıdır. Fakat zaten gerçekleşmiş ve fotoğrafçı orada olmasa da yeniden gerçekleştirilecek bir olayın, üstelik insanlığın gördüğü en büyük vahşetin bitişini simgeleyen bir olayın belgelenmesi; burada ki en önemli noktadır.

Her ne kadar Yahudi bir aileden gelse de, aslen, Sovyetler Birliği'nin 22 milyon kayıpla, insanlığın önündeki felakete dur demesini önemseyen bir Kızıl Ordu fotoğrafçısı olarak bu sahneyi fotoğraflamıştı. Kendisi fotoğraf tarihinde "Rus Capa" olarak anılmakta.

11 Eylül 2009 Cuma

ALLENDE ALLENDE

Fotoğraf: Luis Orlando Lagos Vásquez
Yazı: Özgür ATAK

Tarihteki ilk ve tek örnek olan Şili'nin seçimle iktidara gelen Marksist başkanı Allende 11 Eylül 1973'de General Pinochet önderliğindeki silahlı kuvvetlerin yönetime el koymasıyla iktidardan alındı. Önce Şili hava kuvvetleri başkanlık sarayı La Moneda'yı bombaladı, daha sonra ise kara birlikleri saraya girdi. Darbe sırasında sosyalist başkan Salvador Allende öldü.

Fotoğraf çatışmalar sürerken Allende'yi başkanlık sarayında taraftarları ile birlikteyken gösteriyor. The New York Times'ın Latin Amerika sorumlusu, Marvine Howe, fotoğrafçının bir aracı yardımıyla fotoğrafı kendilerine ulaştırdığını ve isminin açıklanmasını istemediğini belirtiyor.

Bu Allende'nin hayattayken çekilmiş son fotoğrafı. Elinde ototmatik tüfek olması direnirken öldüğünü gösteriyor. Pinochet cuntası uzun yıllar binlerce insanın kaybolmasına, işkenceyle ölmesine ve idam edilmesine sebep oldu. Enflasyon hiç düşmedi ve açlık tehlikesi ülkeyi uzun süre esir aldı.

Fotoğrafa dönecek olursak; Şubat 2007'de bir Şili gazetesi olan La Nacion yaptığı açıklamada; bu ikonik fotoğrafı çeken kişinin, o dönem başkanlık sarayı La Moneda'nın resmi fotoğrafçısı, Luis Orlando Lagos Vásquez olduğunu belirtti...

08 Eylül 2009 Salı

NANİK !!!



Fotoğraf: Nikolai VLASIK
Yazı: Özgür ATAK

Sovyetler Birliği'nin efsane lideri Stalin’in; daha sonra damadı da olan koruması Lt. Gen. Nikolai Vlasik tarafından 1952' de çekilen bu fotoğraf, bir devlet adamının göz önünde olmadığı zamanlarına dair bilgi veriyor.

Yıllarca Batı’ya “nanik” yapan Stalin ve Sovyetler Birliği halen milyonlarca insan tarafından özlemle anılıyor.