24 Eylül 2010 Cuma

SADELİK

Fotoğraf: Elliott ERWITT


Yazı: Özgür ATAK


Göç edenler gezmekten yorulmazlar. Yaşadıkları yerleri karış karış, sokak sokak dolaşırlar, yetmez ülkeyi gezerler o da yetmez dünyayı bir gezi parkına çevirirler. Elliot Erwitt de böyle bir insandı. Rusya’dan Fransa’ya, oradan da yeni dünyaya, Amerika’ya, göçen ailesi ve yaşadıkları nedeniyle gezmek onun için bir alışkanlık halini alır ve bu sırada ilgisini çeken her şeyi o inanılması ve becerilmesi güç sadeliğiyle fotoğraflar.


Dünya’da ünlü diye bilinen bir çok kişinin fotoğrafını çekmiştir. Sokaklardaki sıra dışı olaylar, absürd sahneler gözünden kaçmazlar. Özel bir derdi olduğu söylenemez. Fakat sade ve bir o kadar da bağlayıcı kareleri sayesinde çok şey anlatır.


Bakmaya doyamayacağınız onlarcası için: http://www.elliotterwitt.com

23 Eylül 2010 Perşembe

GÜZEL PATTY



Fotoğraf: Bir SLA üyesi.

Yazı: Özgür ATAK








Patty Hearst, 4 Şubat 1974'te, 19 yaşındayken, nişanlısı Steven Weed ile birlikte yaşadıkları apartman dairesinden, solcu gerilla örgütü Simbiyonez Özgürlük Ordusu (Symbionese Liberation Army, SLA) tarafından kaçırıldı. Örgüt Patty ile hapisteki arkadaşlarının takas edilmesini istiyordu. İstekleri kabul edilmeyince San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki her muhtaç insana 70 dolar karşılığı yiyecek yardımı yapılmasını istediler. 400 milyon doları bulan bu istek üzerine Hearst'ün babası, 6 milyon dolar tutarında yiyecek yardımı yapılmasını sağladı. Yiyecek dağıtımının ardından SLA, yiyeceklerin kalitesiz olduğunu ileri sürerek Hearst'ü serbest bırakmayı reddetti. 3 Nisan 1974'te Hearst, bir kasete kaydedilmiş olarak yaptığı duyuruda, SLA'ya katıldığını ve Tania adını aldığını duyurdu.






15 Nisan 1974'te, Hibernia Bankasının San Francisco'daki bir şubesinde gerçekleşen soygun sırasında güvenlik kameralarınca görüntülendi ve yaklaşık bir yıl sonra diğer örgüt üyeleriyle birlikte bir apartman dairesinde yakalandı. Hapse girerken, avukatı aracılığıyla ilettiği mesaj: "Herkese söyle; gülümsüyorum, kendimi özgür ve güçlü hissediyorum, dışarıdaki tüm erkek ve kız kardeşlerime sevgi ve selamlarımı iletiyorum" şeklindeydi.




15 Ocak 1976'daki mahkemesi sırasında avukatı, Hearst'ün gözlerinin bağlandığını, bir hücreye atılıp 56 gün orada tutulduğunu, fiziksel ve cinsel tacize uğradığını iddia etti. Savunmasının merkezinde, yaptıklarının örgüt tarafından sistemli olarak beyninin yıkanması sonucunda gerçekleştiği iddiası vardı. Hearst, 20 Mart 1976'da, banka soygunculuğu suçundan 35 yıl hüküm giydi, fakat daha sonra bu süre yedi yıla düşürüldü. Cezası, zamanın ABD Başkanı Jimmy Carter tarafından da hafifletildi ve 1 Şubat 1979'da, 22 aylık bir hapis sürecinden sonra salıverildi. 20 Ocak 2001'de ABD Başkanı Bill Clinton tarafından da tamamen affedildi. Hapisten çıktıktan sonra, Bernard Shaw ile evlendi.






Yetmişler, bilindiği üzere tüm sınıf ve sosyal katmanların mevcut adaletsizlikleri, düzensizlikleri sorguladıkları yıllardı. Üstelik insanların, farkına vardıkları yanlışlıklarla mücadele etmek için uçlara savruldukları bir zaman dilimi.

22 Eylül 2010 Çarşamba

HİTLER PARİS'TE



Fotoğraf: Heinrich HOFFMANN


Yazı: Özgür ATAK




1940’ta Nazi işgalinin Fransa üzerindeki etkisinin belki de en büyük sembolik görüntüsü olan bu kare o yılları çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor. Eiffel Kulesi önünde görüntülenmek isteyen Adolf Hitler yanında (solda) en beğendiği mimarlardan Albert Speer ve heykel traş Arno Breker’i de alarak bu pozu verir. Fotoğrafçı tabiî ki de bir Hitler tutkunu ve Nazi Partisi üyesi Heinrich Hoffmann’dır.

İşgalden önce Fransızlar tarafından asansörün kabloları kesildiği için Hitler tepeye merdivenle çıkmak zorundaydı bu nedenle aşağıda kalıp poz vermekle yetindi. Fransa’yı ele geçirmişti ama Eiffel’i değil. Birkaç Nazi askeri tepeye kadar tırmanıp Gamalı Haç’ı oraya asmışlardı. Fakat bayrak çok büyüktü. Birkaç saat sonra uçup giden bu büyük bayrağın yerine daha küçük olanı asıldı. Tahmin edileceği üzere kısa süre sonra bir Fransız da çıkıp yerine Fransa bayrağını asmıştı.

Ağustos 1944’te İtilaf Devletleri Paris’e yaklaştıklarında, Hitler Paris askeri ataşesi General Dietrich von Choltitz’e şehri ve kuleyi yok etmesi emrini verir. Fakat general kuleye kıyamaz.

1887-89 yılları arasında Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları için inşa edilen ve daha sonra şehrin mimari dokusuna zıt bir görüntü oluşturduğu için eleştirilen kule, o dönemin ileri gelen sanatçıları tarafından başlatılan bir kampanyayla yıkılmak istenmişti. Hatta yapılırken bile sadece 20 yıl için izin alınmıştı. Süresi dolunca sökülecekti.

Fakat halen ayakta.

14 Ocak 2010 Perşembe

AFRİKA'NIN KADERİ



Fotoğraf: Kevin CARTER

Yazı: Özgür ATAK


Mart 1993’te fotoğrafçı Kevin Carter Güney Sudan’a bir gezi düzenler. Ayod kasabası yakınlarındaki açlığa ve insanların düştüğü çaresiz duruma tanıklık eder. Carter emekleyen bu cılız çocuğu avlamak için bakışlarını ayırmayan akbabayı, kanatlarını açması için yirmi dakika beklemiş. Fakat isteği gerçekleşmemiş. Bunun üstüne daha fazla beklemeyip deklanşöre basmış ve akbabayı kovalamış. Bu cılız kız çocuğunun ailesi ise Carter’ın da içinde geldiği Birleşmiş Milletler’in yiyecek yardımı uçağının dağıttıklarını almakla uğraşıyorlarmış o sırada.

Fotoğraf ilk kez 26 Mart 1993 günü Afrika Kederinin Mecazı ismiyle The New york Times gazetesinde yayınlanmış. Daha akşam olmadan gazeteye fotoğraf, fotoğrafçı ve bu zavallı kız hakkında binlerce soru gelmiş. O an için kız akbabanın dikkatinden çıkarılmış ama nihai kaderi bilinmiyor.

Kuşkusuz bu fotoğrafla Kevin Carter temel bir çelişkiyi gözler önüne sermiş oldu. “Sadece işine odaklanmış bir fotoğrafçı mı olunmalı yoksa konuya yardım mı etmeli?”

Carter kısa sürede Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü. Fakat buna sevinemedi bile. Başladığı psikolojik tedavi de ruhunu ve anılarını düzeltmeye yetmeyince üç ay sonra intihar atti.

6 Kasım 2009 Cuma

ÜÇ MAYMUN

Fotoğraf: Roxanne LOWIT
Yazı: Özgür ATAK



Linda Evangelista, Naomi Campbell, Christy Turlington… Fashion Group Party, Plaza Hotel, NYC. 1989. Söylemez, duymaz ve görmez….




Bir defilenin kulis çekimlerinde Roxanne Lowit bu üç güzel kadını bir arada bulmuşken fotoğraflamak ister. Fotoğraftan kaçarmış gibi pozlar vermeleriyle ünlü modelleri taklit etmek adına böyle üçlü bir poz verir adı geçen modeller.


Farkında olmadan başka bir gerçeğe daha işaret ederler. Pop ikonu haline getirilen insanlar görmez, duymaz ve söylemezler… Onlar sadece abartılmış güzellikten ibarettir, ulaşılmazlardır ve onların dünyasında acı, kan, göz yaşı, fakirlik, açlık yoktur. Vardır belki ama görmezler. Görseler de duymazlar. Görüp duysalar da söylemezler. Yalnızca boyanırlar, gülerler, isterler ve istetirler…

4 Kasım 2009 Çarşamba

İKON DEDİĞİN...



Fotoğraf: George ZIMBEL


Yazı: Özgür ATAK




9 Eylül 1954 te The Seven Year Itch adlı filmin sokak sahnelerinin çekiminde gerçek adı Norma Jeane Mortenson olan Marilyn Monroe New York metrosunun ızgarasının üstünde duruyor. George Zimbel ise bir kalecinin serbest vuruşta iyi yer tutarak topu kapması gibi, bu freekick’i yakalıyor. Bazı yorumcular onun bu karesini ressam Boticelli’nin Venüs’un okyanustan gelişini/doğuşunu gösterdiği resmindeki Venüs’e benzetir. Marilyn’in pozu taze ve baştan çıkarıcıdır. Havalanan beyaz eteği, çekici gülüşü, kıvrak hareketleri… Baştan çıkarıcılık iki taraflıdır. İlk olarak etrafında dönüp duran fotoğraf makineleri ve kameralar O’nu baştan çıkarmıştır. Aynı zamanda Marilyn fotoğrafçıları ve diğer tüm set ekibini…

Bu fotoğraf karesi sayesinde hiçbir reklamcının yapamayacağını yapıyordu Monroe ve filmin büyük bir gişe başarısı yakalamasına sağlıyordu.

Kıyafet, 20th Centry Fox şirketinin kostüm tasarımcısı William Travilla tarafından hazırlanmıştı ve bu fotoğrafla adeta bir sembole dönüştü. Fakat kocası Joe Di Maggio’yu çileden çıkardı. Nihayetinde boşandılar.

Monroe daha sonra oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi ve bu onun üçüncü evliliğiydi. Birçok kişisel sorundan sonra 1962 yılında beklenmedik bir şekilde intihar ederek öldü. Ölümünün ardından bu efsane kareyi oluşturan en önemli aksesuar olan elbise Travilla tarafından saklanıyordu. Travilla’nın da 1990 yılında ölümünün ardından partneri Bill Sarris, geliri Alzheimer Derneği'ne bağışlanmak üzere 3 000 000 $’a sattı.

31 Ekim 2009 Cumartesi

PROFESÖR, KAÇ YAŞINIZDASINIZ ???



Fotoğraf: Arthur SASSE


Yazı: Özgür ATAK




14 Mart 1951’de Princeton Club o gece Einstein’ın yetmiş ikinci doğum günü partisine ev sahipliği yapıyordu. ABD’nin dört bir yanında oraya gelen fotoğrafçılar profesörün en çarpıcı fotoğrafını yakalamaya çalışıyordu.



Gecenin sonunda Dr Frank Aydelotte ve eşi Einstein’ı evine bırakmak için 112 Mercer caddesine yöneldiler. Yolculuğun sonunda arabanın kapısı açıldığında orada bulunan fotoğrafçılardan UPI muhabiri Arthur Sasse Einstein’ın kameraya gülen bir karesini çekmek için çaba sarf ediyordu. “Foto!” diye bağırdı ve Einsten dilini çıkarıp o meşhur ikonik pozunu verdi.



Dokuz kopyası yapılan bu kare ilk olarak Uluslararası Fotoğraf Ağı’nda yayınlandı. Orijinal karede Dr. Aydelotte ve eşinin de yüzleri görünüyordu fakat bu Einstein tarafından croplandı. Bu kare belki de kişinin yetmiş ikinci yaşını kutluyor olsa bile aslında nasıl da çocuk olabildiğini gösteren en güzel örneklerden biridir. Belki de "izafiyet" buydu. Belki de Einstein bu çocuksu haliyle sürekli merak içinde oldu ve onca bilimsel araştırmaya katılıp buluşlara imza attı.

30 Ekim 2009 Cuma

'68 RUHU



Fotoğraf: John DOMINIS


Yazı: Özgür ATAK




1968 olimpiyatlarında 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos'un siyah deri eldivenli yumrukları havada…

Birinci gelen Tommie Smith ve 3. John Carlos siyahların selamını böyle veriyorlardı, ödül kürsüsünden. Siyahların fakirliğini anlatabilmek için ayakkabılarını çıkarıp siyah çorapla kürsüye çıktılar. Carlos’un boynundaysa linç edilen siyahların anısına beyaz bir kolye vardı. Ve eldivenli elleriyle yumruk, siyahların çığlığını anlatıyordu. 1968 Meksika olimpiyatlarında aldıkları birincilikle o yıllar ABD’de ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği, ikinci sınıf vatandaşlığı protesto ediyorlardı. İkinci gelen atlet Avustralyalı Peter Norman ise eşofmanının göğsünde İnsan Hakları için Olimpik Proje’nin rozetini taşıyordu. Smith ve Carlos kürsüde bir eylem planladıklarını ona söylediklerinde siyah eldivenleri de o önermişti.

Aynı stadyumda gökyüzüne bırakılan 6200 güvercin de o senekinin Barış Olimpiyatı olacağını göstermişti. Bu iki asi atlet sayesinde 110 yıllık Olimpiyat tarihinin en politik olanı izlenmiş oldu. Amerikan Olimpiyat komitesi iki atletin kariyerini daha oradayken bitiriverdi. Peter Norman ise ülkesinde adeta bir hain gibi karşılandı. 64 yaşında evinde kalp krizi geçirip öldüğünde cenazesinde beyazlar kadar siyahlar da vardı.


John Dominis'in diğer eşsiz fotoğrafları için: http://www.monroegallery.com/display.cfm?id=38

28 Ekim 2009 Çarşamba

HAYATIN İKİ YÜZÜ



Fotoğraf: Oscar Gustave REJLANDER
Yazı: Özgür ATAK




İsveç’te doğan, kariyerine ressam ve portre çizimcisi olarak başlayan Oscar Gustave Rejlander İtalya’da sürdürdüğü fotoğraf çalışmalarından sonra bir süre için Fax Talbot’un (negatif çekim tekniğini bulan kişi) asistanı oldu. Sembolik, alegorik, resimsel yönü ağır basan ve Rönesans etkisini barındıran fotoğraflar üreten sanatçının bu bağlamda belki de en önemli çalışması Raphael’in Atina Okulu’na gönderme yaptığı Hayatın İki Yüzü’dür.

Tam otuz iki adet negatifi, karanlık odada birleştirerek oluşturduğu bu karede Rejlander, iyi ile kötü arasındaki farkı anlatıyor. Fotoğrafta görünen her bir nesne, kişi bir ifadeyi, anlatımı simgeliyor.

Sahnelenen öykü oldukça çarpıcı. Yaşlı bir bilge iki genç adama hayatı anlatıyor. Bir tarafta içki, kumar, şehvet ve giderek yozlaşma, çıldırma… Diğer tarafta ise emeğiyle, geçinebildiği kadar ama onurlu bir biçimde yaşayan insanlar…

Ortadaki yarı örtülü kadın, yaşadığı hayattan pişman ve karenin sağ tarafına geçmeye çalışan birisi ve utancından yüzünü örtüyor.

Kötüler "solda”, iyiler ise“sağda”. Çıplakların hepsi kadın. Ayrıca iyilerin tarafında erkek aslan, kötülerin tarafında dişi aslan duruyor. Safahatın olduğu tarafın sütunları sarmaşıklarla kaplı. Çalışanlar, üretenler sadece erkekler…

Rejlander bu çalışmasını kırık dökük bir kamerayla ve Ross lens ile altı haftada oluşturmuştu. Aslında son derece büyük bir stüdyoya ve o dönem çok az bulunan aletlere sahipti. Dönemin teknolojik şartları düşünüldüğünde teknik ustalığın öne çıktığını görüyoruz. Öyle ki stüdyoda beslediği kedisinin gözlerini ne kadar kıstığına bakarak ortamdaki ışığı anlıyor ve makinesini buna göre pozluyordu.

Boyutları 41 x 79 cm olan bu fotoğrafın baskısı için oldukça geniş bir alan gerekiyordu. Bu nedenle iki parça olarak basıldı ve sadece beş kopya üretildi. Birini Kraliçe Victoria Prens Albert’e hediye etti. İkincisi Birmingham Fotoğraf Cemiyeti’nde sergileniyor. Üçüncüsünü İskoç fizikçi Sir David Brewster satın almış. Dördüncüsü 1925 yılında Kraliyet Fotoğraf Cemiyeti’ne satılmış. Beşincisini ise Streatham’da adı bilinmeyen biri satın almış.

Fotoğraf ilk kez 1857’de Manchester Sanat Hazineleri Sergisinde gösterildiğinde dönemin önde gelen sanatçıları ve eleştirmenleri arasında derin bir tartışma yarattı. Fakat ne yazık ki Kraliçe Victoria bu fotoğrafı satın aldıktan sonra. Böylelikle Londra Kraliyet Fotoğraf Cemiyeti kendisine birçok unvan ve ödül verdi.

Kuşkusuz eğlenceye din merkezli bakışı ve kötü yönleri öne çıkarması, erdemi sefaletle ve erkeklikle özdeşleştirmesi nedeniyle sorunlu bir anlatımı olsa da dönemin sanat anlayışına yaptığı alegorik, sembolik anlatım katkıları nedeniyle önemli bir çalışma. Ayrıca günümüzde dijital teknolojinin yaygınlaşmasıyla fotoğraf manüplasyonunun kaçınılmaz şekilde hayatımıza girdiği yönündeki saçma anlayışa karşı iyi bir örnek. 1857 yılında 32 negatifin birleştirilmesi bu gün bile yapılması zor bir iş fakat bu sayede manüplasyonun değil, fotoğrafın ne amaçla üretilip kullanıldığının önemli olduğunu görüyoruz.

22 Ekim 2009 Perşembe

ÇIPLAK BİBERLER








Fotoğraflar: Edward WESTON

Yazı: Özgür ATAK



Edward Weston, yalın anlatımıyla fotoğraf tarihinde son derece özgün bir yere sahip. Sanatsal fotoğrafları adeta bir ressam inceliğiyle çeken Weston sadelik kavramını özellikle kariyerinin son yıllarında doruk noktasına ulaştırmıştı. Weston’un karelerindeki asıl nesneler/ konular çoğu zaman mekândan soyutlanmış ve üzerine onlarca değişik anlam yüklenebilecek niteliktedir.


İlk sergisini 17 yaşındayken açmasına karşın fotoğraf camiasında kendine yer bulması uzun yıllar sonra, 1946'da, olmuştu.


Bir fotoğrafçıyı ortaya çıkaran en büyük özellik kuşkusuz ne gördüğü değil nasıl baktığıdır. Edward Weston da uzun süre, nesnelere yönelttiği farklı bakışıyla içinde sevişen insanları, çıplak yatan kadınları gördüğü dolmalık biberleri biraz da ışığa hükmederek fotoğrafladı. Şiirsel bir akış, metafor, ironi ve daha bir çok şey…


Weston’un en çok bilinen ve ona özgü kabul edilen çalışmaları 1920 ve 1930 yıllarında gerçekleştirdiği modern çalışmalarıdır. Bu çalışmanın devamını; Point Lobos adı verilen bölgeye ait kaya parçaları, selvi ağaçları ve deniz kabuğu fotoğraflarında da görebiliriz. Weston’ın nü fotoğrafları ve portreleri de, tıpkı kaya fotoğraflarında olduğu gibi ince bir biçimciliğin, iyi düşünülmüş kompozisyonların izlerini taşımaktadır.


1923 yılında Weston Meksika’ya taşındığında, doğrudan fotoğraf anlayışıyla ilk üretimlerine başlamıştı. Bu dönemde Tina Modotti onun hem modeli hem de asistanı olmuştu. Tabiî daha sonra karısını terk etmesine neden olacak tutkulu aşığı…


Sınırsız alan derinliğine verdiği önemi daha sonra f64 ismiyle kurduğu fotoğraf topluluğunda da ortaya koymuştur.